TÜRK TIP DERNEĞİ
www.turktipdernegi.org
Anasayfa Duyurular Linkler Üyelerimiz Görüşleriniz Ayın vakası Ayın Konusu Yeni Türk Ceza Kanunu Admin

YENİ TCK IŞIĞINDA

HEKİMİN YASAL SORUMLULUKLARI

 

Yeni TCK; Kanun No. 5237 Kabul Tarihi : 26.9.2004     http://www.hukuki.net/kanun/5237.15.text.asp

 

“TÜRK CEZA KANUNUNA GÖRE KANUNU BİLMEMEK MAZERET SAYILMAZ”

 

1-Tanı ve tedavide sorumluluklar

2-Tıbbi girişimin hukuka uygunluğu

3-Meslek sırrı

4-Genital muayene

5-Adli olgu bildirimi

6-Gerçeğe aykırı rapor

7-İnsan üzerinde deney

8-Organ veya doku ticareti

9-İlâç yapma veya satma

10-Ölü defin izni

 

Tıbbi girişimin hukuka uygunluğu:

          Tedavi amacına uygun olmalı, hastanın aydınlatılmış onamı alınmalıdır. Tedavi sözleşmesinden doğan bir borç olarak aydınlatma; hekimin vereceği bilgilerle hastayı, uygulanması düşünülen tedavi yöntemi üzerinde serbestçe karar verebilecek duruma getirmesidir. Yapılacak olan açıklamalar hastanın kültürel, sosyal, ve psişik durumuna uygun ve anlaşılır olmalıdır. Aydınlatılmış onam; hastanın o anki sağlık durumunu, konulan tanıyı, tedavi yönteminin türünü, yönteminin başarı şansı ve süresini, tedavinin hastanın sağlığı için getireceği riskleri, verilen ilaçların kullanılışı ve olası aksi etkilerini ve hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçları içerir. Hastanın bilicinin kapalı olduğu durumlar, intihar olguları, hayati tehlikesi olan 18 yaşından küçük olgular (yanında ebeveyni yoksa), kişinin bilinç durumunu etkileyen durumlar (Metabolik ensefalopati, zehirlenmeler gibi) ve açlık grevleri gibi acil vakalarda aydınlatılmış onam aranmaz.

          Vücut bütünlüğünün kişilerin rızası olmadan bozulamayacağı anayasal güvence altındadır.

 

Sır saklama yükümlülüğü:

  • Bir hasta ya da yaralının başkaları tarafından bilinmeyen ve duyulması hoş karşılanmayacak özellikleri ve hastalıkları sır sayılır.

  • Toplumun üzerinde durmadığı, her yerde söylenebilen hastalıklarla ilgili bilgiler ya da hastanın herkes tarafından bilinen yönleri sır değildir.

  • CMK 46/2. Maddesine göre “Hekimler, diş hekimleri, eczacılar, ebeler ve bunların yardımcıları ve diğer bütün tıp meslek veya sanatları mensuplarının, bu sıfatları dolayısıyla hastaları ve bunların yakınları hakkında öğrendikleri bilgiler” tanıklıktan çekinme sebebi olarak kabul edilmektedir.

  • 1-3 yıl hapis ... TCK Madde 239

  • Sırrın açıklanabileceği durumlar;

    • Sır sahibinin rızası ile,

    •  Sırrın saklanması 3. bir kişinin hayatını tehlikeye sokacaksa,

o         Hekim kendisine yöneltilen bir suçlamadan kurtulmak amacıyla.

 

Genital muayene istemine konu olan olaylar:

  • Cinsel saldırı muayeneleri

  • Çocuk istismarı iddiaları ve şüpheleri

  • Homoseksüalite, transeksüalite muayeneleri

  • Sosyal endikasyonlar

 

Yetkili hâkim ve savcı kararı olmaksızın, kişiyi genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan fail hakkında (hekim gibi) üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunulacağı belirtilmiştir. Bulaşıcı hastalıklar dolayısıyla kamu sağlığını korumak amacıyla kanun ve tüzüklerde öngörülen hükümlere uygun olarak yapılan muayeneler açısından kanunun birinci fıkrasının hükmü uygulanmayacağı belirtilmiştir.

 

 

Kısırlaştırma:

  • Bir erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştıran kimse, 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Eylem, kısırlaştırma işlemi yapma yetkisi olmayan bir kimse tarafından yapılırsa, ceza üçte bir oranında artırılacak. Rızaya dayalı olsa bile, kısırlaştırma eyleminin yetkili olmayan bir kişi tarafından işlenmesi halinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek.

 

Adli olgu bildirimi:

  • Mesleklerini icra ettikleri sırada tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişilerin öğrendikleri suçları ihbar yükümlülükleri bulunmaktadır.

  • Söz konusu ihbar yükümlülüğü, sadece sağlık mesleği mensupları ile sınırlı değildir. Örneğin, bir tıbbi tahlil laboratuarında görev yapan kişileri de kapsamaktadır.

  • Ateşli silah yaralanmaları, kesici-delici alet yaralanmaları, zehirlenmeler, suda boğulma, elektrik akımı yaralanmasına bağlı ölümler, kişinin ölümünde harici bir etkinin olduğu tüm durumlar ve hekim tarafından şüpheli görülen tüm durumlarda adli olgu bildirimi yapılmalıdır.

  • Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubunun bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir (TCK 280. Md.).

 

Gerçeğe aykırı rapor düzenleme:

  • TCK’ unda gerçeğe aykırı belge düzenleyen sağlık görevlileri hakkında yasal düzenleme yapılmıştır.

  • Kamu görevlisi sıfatı ile çalışmasalar bile, tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu kişilerin, görevlerinin gereği olarak gerçeğe aykırı belge düzenlemesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Üç aydan bir yıla kadar hapis sözkonusudur.

  • Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması hâlinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre değerlendirileceği belirtilmiştir.

  • Bu kanun düzenlemesi ile düzenlenen belgelerin önemi vurgulanmış ve bunlara duyulan güvenin özellikle korunması amaçlanmıştır. 

  • Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (TCK madde 204).

 

Acil olguların kabulü:

  • Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 3. maddesinde; “tabip ihtisası ne olursa olsun, gerekli bakımın sağlanamadığı olgularda zorunlu sebep olmadıkça ilk yardımda bulunur.” denilmektedir.

  • TCK 83. maddesinde, özellikle acil durumdaki hastanın hekim tarafından kabul edilmemesi, ihmali davranışla kasten adam öldürme kapsamında değerlendirilmiştir.

  • Koşullar ne olursa olsun (sevk kağıtsız, parasız, sivil vb.) gerekçeli bir mazeret olmadıkça hekimlerin acil hastalara müdahalesi zorunlu kılınmıştır.

  • Temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hâllerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabileceği belirtilmiştir.

  • Özel hastaneler de acil vakaları kabule mecburdurlar ve bunların ilk tedavileri ücretsiz yapılır.

 

İnsan üzerinde deney:

          İnsan üzerinde bilimsel bir deney yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

          Yetkili kurul veya makamlardan gerekli iznin alınmış olması

          Öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması

          İnsan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması, 

          Rızanın yazılı olması ve herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması gerekir.

          Çocuklar üzerinde bilimsel deney hiçbir surette yapılmaz

          Hasta olan insan üzerinde rıza olmaksızın tedavi amaçlı denemede bulunan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 

          Rızaya dayalı bilimsel yöntemlere uygun tedavi amaçlı deneme, ceza sorumluluğunu gerektirmez.

          Açıklanan rızanın, denemenin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı olması ve tedavinin uzman hekim tarafından bir hastane ortamında yapılması gerekir.

 

 

 

 

Organ ve doku ticareti:

  • 2238 sayılı organ ve doku alınması, saklanması ve nakli hakkındaki kanun geçerlidir.

  • Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, kişiden organ alan kimse, beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

  • Suçun konusunun doku olması hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

  • Hukuka aykırı olarak, ölüden organ veya doku alan kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır

Gebelik:

          Rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten kişi, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.

          Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi 10 haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.

          Rızaya dayalı olmaksızın çocuk düşürme işlemi, kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına neden olmuşsa, kişi 6 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.

          İşlem kadının ölümüne neden olmuşsa 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası verilecek.

          Rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi 10 haftayı doldurmamış olan bir kadının çocuğunun yetkili olmayan bir kişi tarafından düşürtülmesi halinde, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

          Kadın tecavüz sonucu gebe kaldıysa, süresi 20 haftadan fazla olmamak koşuluyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmeyecek. Ancak, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekiyor.

İlaç yapma ve satma:

  • Kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde ilaç üreten veya satan kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adlî para cezası verilir. 

  • Bu suçun tabip veya eczacı tarafından ya da resmi izne dayalı olarak yürütülen bir meslek ve sanatın icrası kapsamında işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.

 

Ölü defin izni:

  • Defin ruhsatı alınmadıkça ve ibraz olunmadıkça hiç bir cenaze defnedilemez(UHK. 215).

  • Belediye tabipleri olan yerlerde defin ruhsatları bu tabipler tarafından, bulunmadığı takdirde Hükümet tabipleri tarafından mevtanın muayenesinden sonra verilir.

  • Ölümüne sebep olan hastalık esnasında tedavi eden tabibin verdiği ruhsatname resmi tabipler tarafından tasdik edilmek şartı ile muteberdir (UHK 216)

  • Şüpheli olgu varlığında veya ölünün kimliğinin belirlenememesi halinde; kolluk görevlisi, köy muhtarı  ya da sağlık veya cenaze işleriyle görevli kişiler, durumu derhâl Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmekle yükümlüdürler (CMK 159)

 

Tıbbi uygulama hataları:

  • “SUÇLAR DA KASITLI VE TAKSİRLİ (İHLAL) OLMAK ÜZERE İKİYE AYRILIR”

  • Kasıt; suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

  • Kasıtlı suçlarda kişi, eyleminden doğacak sonucu tahmin ederek ve bu sonucu isteyerek suçu işler.

  • Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık, dolayısıyla bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Genellikle bir işi eksik yapma, yapabilirken yapmama veya boş verici tutum sonucu ortaya çıkar.

  • Bilinçli taksir; kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi söz konusudur. Bu durumda taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır (TCK 22/2-3) (Örneğin, “Bir barsak tümörü çevre dokulara yayılmış ve yapışmıştır. Deneyimli bir cerrah kendine güvenerek tümörü çıkarmaya çalışır, ancak tümörle birlikte yapışık olduğu böbrekte çıkarılır. Bu bilinçli taksirdir. Eğer cerrah hastanın önceden tek böbrekli olduğunu biliyor ve bu eylemi gerçekleştiriyorsa bu olası kast’tır)

  • Taksirli suçlar "Taksirle yaralamaya (TCK 89. m.) ya da ölüme (TCK 85. m.) sebep olmak " şeklinde tanımlanır.

MADDE 85 (Taksirle ölüme sebebiyet verme) kapsamına giren taksirli suçlarda şikayete gerek yoktur, kamu davası açılır.

MADDE 85-(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

MADDE 85-(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi üç yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

MADDE 86- (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

MADDE 87- (1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

         Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

         Konuşmasında sürekli zorluğa,

         Yüzünde sabit ize,

         Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

         Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına, neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, ikinci fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

      MADDE 87-(2) Kasten yaralama fiili mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine, neden olmuşsa, yukarıdaki

maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren

hallerde beş yıldan, ikinci fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.

MADDE 87-(3) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına neden olması halinde, kırığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, bir yıldan altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

MADDE 87-(4) Kasten yaralama sonucu ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, ikinci fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

MADDE 88- (1) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

MADDE 88-(2) Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur.

MADDE 89- (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

                   (2) Taksirle yaralama fiili mağdurun;

                              a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

                              b) Vücudunda kemik kırılmasına,

                              c) Konuşmasında sürekli zorluğa,

                              d) Yüzünde sabit ize,

                              e) Yaşamına tehlikeye sokan bir duruma,

                              f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, neden olmuşsa,

                                birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.

(3) Taksirle yaralama fiili mağdurun;

                              a)  İyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

                              b) Duyularında veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

                              c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

                              d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

                              e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, neden olmuşsa, birinci fıkraya

                                    göre belirlenen ceza bir kat artırılır.

                  (4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, altı aydan üç yıla

                        kadar hapis cezasına hükmolunur.

                  (5) Bilinçli taksir hali hariç olmak üzere, bu maddenin kapsamına giren suçların

                        soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır.

 

“Bilinçli taksir hali hariç olmak üzere, TCK 89. madde kapsamına giren suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır (ihbar yeterli değildir) ve kişinin fiili ya da failin kim olduğunu öğrendikten sonra 6 aylık süre içinde şikayet etmesi gereklidir. Hüküm kesinleşmemiş ise şikayetin geri alınması ile dava düşer.”

 

  • Bir sağlık personelinin bir kişiyi askerliğe elverişsiz hale getirmek için bir organına zarar vermesi kasıtlı bir suç olarak kabul edilir.

    • Bilimsel kurul raporu olmadan cinsiyet değiştirme operasyonu yapması kasıtlı yaralama suçunu oluşturur.

    • Anomalili doğan bir bebeğin öldürülmesi veya yardımcı olunması da bu suç kapsamındadır.

    • Uterustaki fetüse müdahale adam öldürmek olarak nitelendirilmez. Canlı doğum ile "kimse" sıfatı kazanılır. Ölü doğan bebek "kimse" değildir.

    • Ötenazi kasten adam öldürmek suçunu oluşturur.

  • Bunların dışında her tıbbi girişimin normal sapmaları ve riskleri vardır. Tıbbın kabul ettiği normal risk ve sapmalar olabilir.

  • Tıbbi girişim sonucu neden oldukları yaralama ve ölüme sebebiyet durumlarında

hekimler hakkında özel yaptırım getiren bir yasa yoktur. TCK’nın ilgili hükümleri

geçerlidir.

Dikkatsizlik ve Tedbirsizlik:

          Dikkatsizlik, bir tıbbi girişim sırasında yapılmaması gerekeni yapmaktır. Örneğin kişi için allerjik olduğu bilinen ilacı kullanma, laparoskopide basınç kontrolü olmaksızın batına gaz verme, kan gurubunu kontrol etmeden transfüzyon yapmak, tiroidektomi sırasında n. Laryngeus’un kesilmesi ya da operasyon sırasında girişim alanında pens, makas, tampon unutması dikkatsizlik olarak nitelendirilir.

          Tedbirsizlik, önlenebilir bir tehlikeyi önlemede yetersiz kalmak, geç kalmak, unutmak olarak tanımlanır. Örneğin kanama beklenen hastada kan sağlamadan ameliyata girmek, kirli bir batına dren koymayı unutmak, anaflaksi için önlemleri almadan bazı ilaçları (penisilin vb.) uygulamak tedbirsizce hareket etmektir. Unutmada tedbirsizliktir. Tedbirsizlik, dikkatsizlik tıbben “Malpraktis” olarak değerlendirilir

           Burada belirtilen, hekimin tanı ve tedaviyi uygularken ülkenin sağlık koşullarına göre gösterebileceği normal tedbir ve dikkatidir. Yoksa her uygulamada düşünülemeyen, önlenemeyen bir tehlike aniden ve umulmadık bir şekilde ortaya çıkabilir. Sorumsuzluk için üstün bir dikkat ve tedbir değil normal bir dikkat ve tedbir yeterlidir. “Hekim, tıp verilerini yanlış ya da eksik uygulamışsa, mesleğinin gerektirdiği özel görevlere gereği ve yeteri kadar uymamışsa kusur var demektir.”(Yargıtay 4 HD. 1977/2541)

 

Meslekte acemilik-yetersizlik:

          Kişinin meslek ve sanatının temellerini bilmemesi ve mesleğinin gerektirdiği temel beceriden yoksun olması meslekte yetersizlik ve acemiliktir. Örneğin, fıtık ameliyatında femoral damarı yaralamak. Hekim, mesleği ve uzmanlığı ile ilgili tıpta uygulanması benimsenmiş ve kabul edilmiş klasik bilgileri bilmek ve uygulamak zorundadır.

 

Özen eksikliği:

  • Dikkatsizlik ve tedbirsizlik dışında evrensel tıp değerlerini uygulamamak. Örneğin, kanamalı, hipovolemik şoka eğilimli hastayı bekletmek, yakın izlem gerektiren hastayı gerekli zaman aralıklarında görmemek, eksik araştırma sonucu tanı hatasına neden olmak.

 

Emir ve yönetmeliklere uymamak:

          Kanun, tüzük ve yönetmelikler ile amirin verdiği emirlere uymamak. Örneğin acil hastanın kabul edilmemesi, tedavinin geciktirilmesi, bilimsel tedavi dışındaki bir tedaviyi uygulamak (şarlatanlık), icap nöbete çağrıldığında gelmemek gibi.

          Denemek ya da becerisini ortaya koymak amacıyla bilinen yöntemlerden başka bir yöntemi uygulayarak hastanın zarar görmesine ya da ölmesine neden olan hekim sorumludur.

 

 

 

 

CEZALAR:

 

          Taksirli suçlarda ceza oranları kasıtlı suçlara göre daha azdır.

          Ülkemizde bu maddelerden hüküm giyen hekimin cezası paraya çevrilip genelde tecil edilmektedir (Bilinçli taksir hariç).

          Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya hükmedilir (TCK md. 50/1/e).

          İrtikap, memuriyet yetkisinin özel bir şekilde kötüye kullanılmasıdır. İrtikapta fail-memur mağdura karşı cebir (zor) kullanarak veya onu ikna yoluyla haksız çıkar ya da vaat ile haksız çıkar sağlamaktadır. Acil ameliyat zorunluluğundan yararlanarak mağdurdan zorla para alan resmi memurun eylemi irtikaptır. Hekimin hasta veya yakınını, kendisi tarafından yardım yapılmadığı takdirde kötü sonuçların meydana geleceğine inandırması (manevi cebir) ve bu manevi cebir (zorlama) altında mağdurun haksız olduğunu bildiği halde ödeme yapması irtikap suçunu oluşturur. İrtikap suçu ile rüşvet suçları birbirine çok benzeyen suçlardandır. Rüşvette fail, mağdur ile anlaşarak ve karşılıklı irade serbestisi ile haksız çıkar sağlamaktadır. Rüşvette taraflar arasında rızaya dayanan bir anlaşma vardır. İrtikapta ise mağdurun rızası, hile ile veya cebir (zorlama) ile elde edilmiştir. Ayrıca rüşvet suçunda alan da veren de suçludur. Memur hekimin çıkar sağlayarak gerçek dışı rapor tanzim etmesi rüşvet suçuna örnektir. Bilirkişinin irtikap suçunu işleyebileceğine karar verilmiştir.

          İrtikap 3 şekilde olur:

          ık İrtikap: İcbar (zor, cebir) yoluyla çıkar ya da vaat sağlamak (TCK Md. 250/1, 5-10 yıl hapis).

          Kapalı İrtikap: İkna yoluyla çıkar sağlamak. Burada iknadan maksat haksız çıkar sağlamak için mağdurun aldatılmasıdır. Aldatma inandırma anlamındadır. Mağdurun ödenmesi gerekmeyen bir parayı ödemeye mecbur olduğunu anlatarak, bu şekilde kendisini aldatarak haksız çıkar ya da vaat sağlamaktan ibarettir (TCK Md. 250/2, 3-5 yıl hapis).

          Dolaylı İrtikap: Memurun mağdurun yanılmasından yararlanarak çıkar sağlaması. Burada mağdurun kendiliğinden yanılması söz konusudur. Mağduru memur yanıltırsa, ikna yoluyla irtikaba (kapalı irtikap) girer (TCK Md. 250/2, 1-3 yıl hapis).

          Vazifeyi ihmal, kamu hizmetini yerine getirmekle sorumlu memurun yükümlü olduğu görevi yerine getirmemesi veya belirlenen süre içinde yapmamasıdır. İcapçı uzman hekimin hastaneden çağrıldığında davete icabet etmemesi kusurdur, vazifeyi ihmal olarak değerlendirilir. Ancak, davete icabet etmeme sonucunda hastada illiyet bağı olan bir zarar meydana gelmişse taksirli eylemdir. “Sinemada dahi olsa, hastane başhekiminin yalnız kendi uzmanlık dalı ile ilgili bir hastanın muayene ve tedavisi için çağrılınca gitmemesi ve görevini yapmaması görevi ihmaldir (YCGK 9.1.1961-1/1). Kızlığı bozulan kızı, muayene etmeden rapor veren hükümet tabibinin bu hareketi vazifeyi ihmal suçunu teşkil eder (Y4.CD 17.6.1941 5182/5097). Yaptığı tıbbi ya da adli muayeneyi özensiz yapmak ve bazı bulguları atlamak vazifeyi ihmal olarak kabul edilmektedir. Yine öleni görmeden defin ruhsatı vermede vazifeyi ihmal olarak değerlendirilmektedir. Vazifeyi ihmal TCK md. 257/2’ye göre 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

          Vazifeyi suistimal, failin vazifesini yapmaması ve daha sonra da görevinin gerektirdiği şekilde yetkilerini yerinde kullanmayarak, amaca aykırı davranması söz konusudur. Doktorun hastayı muayene edip reçete yazdıktan sonra ücret verilmediği gerekçesi ile reçeteyi yırtması görevi kötüye kullanmaktır. Diğer taraftan ücret verilmediği takdirde ilacın alınamayacağını ve kendisinin zarar göreceğini ileri sürerek hastayı ücret vermeye zorlaması veya ikna etmesi irtikap suçunu oluşturur. “Köyde vazifeli olarak girdiği evlerde kadınları muayene edeceğinden bahisle soyduktan sonra kadınların mahrem yerlerini okşaması vesaire fiil ve hareketlerde bulunması, doktorun fiili görevi kötüye kullanmasıdır (YCGK 21.11.1955/4-232/298). Doğumevine gelen hastayı nöbetçi olması nedeniyle kendisine gönderilmesine rağmen hastaneye ve göreve daveti kabul etmeyerek hastayı muayenehanesine gönderip orada müdahale ile haksız menfaat sağlayan hekim görevi kötüye kullanma suçu işlemiştir. TCK md. 257/1’e göre görevi kötüye kullanan kişi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

 

CERRAH VE ANESTEZİ UZMANLARININ SORUMLULUKLARI

 

Hekimlerin, özellikle operatörlerin ameliyat gibi tıbbi girişimleri uygularken el becerisi olarak kusurları olup olmayacağı tartışmalıdır. Özel hukuka ait tazminat davalarında sorumluluğun olduğu kabul edilmektedir.

Ameliyatın genişlemesi

  • Bu durumda cerrah, cerrahi girişim sırasında, yeni ve değişik bir tanıya neden olan bir durum ile karşılaşması durumunda, ameliyat planını değiştirmek veya genişletmek zorunda kalabilir

  • Bu durumda aslında hasta o andaki ameliyata onay vermiş, ameliyat sırasında ortaya çıkan bu zorunlu cerrahi girişim, hekimle hasta arasındaki görüşmelerde ele alınmamıştır.

  • Bir ameliyatın genişletilmesinin uygun olabilmesi için: 1- Zorunlu olarak genişletilen tıbbi girişimin, hastanın aslında onay vermiş olduğu önceki girişimin risklerinden daha önemli ve büyük riskler taşımaması gerekir. Gecikmenin doğuracağı tehlikeler nedeni ile hastanın onayının alınmasının mümkün olmaması gerekir. Hayati tehlike yoksa önemli organların genişletilmiş tıbbi girişim ile alınması uygun değildir.

Cerrahi Operasyonlarda Bilgilendirme

  • Bir ameliyat için izni alınacak hasta bilinçli ve iradesi yerinde olmalıdır.

  • Ayrıca doğabilecek anlaşmazlıklarda kanıtlama kolaylığı sağlanması açısından yazılı olarak verilmesi uygun olur. Tababet ve Şuabatı Sanatları Kanununun 70. ve Hastaneler Talimatnamesinin 103. maddesine göre “büyük ameliyei cerrahiler için” onayın yazılı olması gerekir.

  • Hastanın ellerini kullanamadığı durumlarda hastanın ameliyata onay verdiğini gösteren bir tutanak düzenlenmelidir. Hastanın yakınları veya yanında bulunanlar tarafından hastanın sözlü olarak ameliyata onay verdiğini duyduklarına dair tanıklık etmeleri ve bunun bir tutanakla belirlenmesi yeterli olacaktır. Tanıklara tutanak imzalatılmalıdır.

Cerrah hastaya aşağıdaki konularda açıklama yapmakla yükümlüdür:

1- Ameliyatta yapılacak girişimin türü ve boyutu

2- Ameliyat tekniği

3- Ameliyatın süresi

4- Pre ve postoperatif uygulamalar

5- Hastanın sorularının yanıtlanması

Anestezist ise aşağıdaki konularda açıklama yapmakla yükümlüdür:

1- Seçilebilecek anestezi yöntemleri ve bunların tipik riskleri

2- Ameliyat öncesi sıvı gıda ve nikotin diyeti

3- Premedikasyon

4- Postoperatif bakım

Eğer ameliyat ne hayat kurtarıcı olarak sınıflandırılabiliyor, ne de acil olarak şart koşuluyor ve transfüzyon olasılığının ciddi bir şekilde hesaba katılması gerekiyorsa, o zaman hasta özellikle kan transfüzyonu ve bunun riskleri hakkında bilgilendirilmelidir. Aslında transfüzyon hakkında açıklama yapma yükümlülüğü cerrahındır, ancak anestezistte bunun hakkında konuşmalıdır. Çünkü ameliyat sırasında transfüzyonu hazırlatacak ve uygulatacak kişi odur.

Ameliyat olacak bir hastanın ameliyat masasına yatırılması ve ameliyattan sonra yerine nakli hekim gözetiminde yapılmalıdır. Bu sırada hastanın düşürülmesi gibi teknik dışı kusurlarda hekimlerde sorumlu tutulur. Ameliyat sonrası bakım ve kontrolün eksik olması sonucu çıkan bir komplikasyondan başta ameliyatı yapan operatör, nöbetçi hekimler, hemşire ve hastabakıcılar ayrı ayrı sorumludurlar.

Cerrah-ameliyathane sorumlusu operatör ameliyata alınacak hastaya ait teşhis için gereken muayene, tahlil ve incelemelerin yapıldığını ve ayrıca ameliyata engel bir hastalığının bulunmadığını gösterir araştırmaların yapıldığını, ameliyathanenin uygun olduğunu, araç-gereç ve olası komplikasyonlara karşı ilaç, serum ve kanın hazır olduğunu, narkoz durumunu kontrol etmekle yükümlüdür. Ameliyata yardım edecek asistan ve diğer ameliyathane personelinin hatalarından da operatör sorumludur. Anestezi uzmanı aynı anda bir (tek) ameliyathaneye bakmakla yükümlüdür. Dahiliye ve Çocuk Hastalıkları konsültasyonları yaptırmak zorunlululuğu yoktur, anestezi uzmanı tam yetkilidir. Koter ve Blanket yanığı cerrahi ekip hatası olarak değerlendirilir. Tüplerde farklı bir gaz olursa; fabrika çıkışında içerik hatası varsa üretici firma, bağlantı yanlış ise anestezist sorumludur. Postoperatif hastada gelişebilecek olumsuzluklardan örn. hastanın sedyeden düşmesi, dren veya toraks tüpünün çıkması ...vb gibi durumlarda sorumluluk cerrah ve anesteziste aittir.

Derneğe Üye Ol